Arada Kalmış
İnsan dediğin; Sonsuz evrende, küçük bir zerre olmakla. Tüm evrenin, onun etrafında döndüğüne inanmak arasında… Sıkışmış kalmış bir varlık.
İnsan dediğin; Sonsuz evrende, küçük bir zerre olmakla. Tüm evrenin, onun etrafında döndüğüne inanmak arasında… Sıkışmış kalmış bir varlık.
Çok haklı olmak, ama çok çok fazla haklı olmak. En büyük gücü elinde bulundurmak. Aynı zamanda en büyük kaybedişi de elinde bulundurmak. Haksızların mevcut olması etrafta. Ama sende sonsuz haklı olma duygusu bulunması. Haklı – Haksız. Kazanan – Kaybeden. Doğru – Yanlış. Anlamsız ego oyunları hepsi.
Sonsuz kabul, Sınırsız kabul, Falan filan değil. Basitçe kabul. İnsanları ve kendimizi olduğu gibi kabul. Neyse o, Ne isek o.
?Dibi sonsuz bir kuyu değilsin ki, yuttuklarını bir-bir unutasın. ?Fırın değilsin ki, yok etmek istediklerini yakıp eritesin. Limitsizmiş gibi yaşamak sana fazla, bana fazla. Tükenmez sandığın her şey, bize aslında fazla.
Hayat geçip gider ve öylece izlersin. Birileri, Kirpiklerine takılsın ve kalsın istersin. Kalsın ve gözlerine bakarak orada oyalansın. Gün bitip gözlerin kapandığında kapakların aktında seninle yuvalansın.
Neredeyse her gün kendimle ilgili bir şeyi fark ediyorum. İnsanlara öğretmek olarak düşünülen bir işteyim ve her gün insanlar bana kendimle ilgili bir şeylerin farkına varmasını öğretiyorlar. En güçlü olduğumu sandığım yerlerde yaralı olduğumu keşfediyor ve onları onarıyorum. Bildiğimi dahi bilmediklerimi buluyor, fark ediyorum. Kalıplarımın bilincine varıp onların dışına çıkacak yöntemler bulmak zorunda kalıyorum. Sert…
Biraz da Kuantum Düşünce ve Potansiyeli Konusuna Değinelim. Evrensel bilgi kanallarına bağlanmak. Evrensel bilgi kanallarında bilgi almak. Evrensel kanalla bütün olmak. Gibi kavramları duyan ya da duymayanlarımız olabilir. Bu kavramların her biri kuantum üzerinden anlamlı kavramlardır. Soyut düşünce ve buna yönelmiş bakışla geçerlilik kazanırlar. Bütünün içerisinde anlamlı ve bütünün tamamıyla en dipte yani hücre altı…
Tükenmeden önce azalırız. Gücümüz azalır. Sabrımız, heyecanımız, zamanımız, merakımız, beklentimiz azalır. Sonra inancımız güneşte kalmış tereyağ gibi erir üzerimize sıvanır. Tükeniriz, Yanan kibrit gibi… Mum gibi… Bir kalıp buzmuş gibi. Tükenmeyi bedenselliğimizden, duygusallığımızdan, anlamı yaptıklarımda aradığımızdan ve bunların hepsini bizim sayemizde olduğuna inandığımızdan yaşarız. Varlığımız için yaptıklarımızın ödemesini varlığımızdan yaparız. İşin özü yaşamak eylemini Ruhsal…
Senin gibi olsun istedim. Sonsuz, Sevgi dolu, Neşeli, ve sıcak… Benim gibi oldu. Kısıtlı, Donuk, Huzursuz, ve nekbet… Seni, benle anlatamadım kelimelerde. Kalemimden, karanlık yazılar çıktı. O zaman…Seni, senle anlatmak. Seni, sende yaşatmak gerek dedim. Anlatmaktan vazgeçtim. ********* Her kalem, kalemi tutanın dünyasından yazar. Her kelime, konuşanın kendisinden dökülür. Her bakış açısı, kişinin kendi varlığının…
Kırlarda çiçek toplamaya çıkmışcasına yürüyüp. Çöllerde su arıyormuşçasına yoksunluk duyana “tatminsiz” denir. Sahip olduklarımıza görmez olup. Sahip olmadıklarımıza duyulan sonsuz hasret ile insan “doyumsuz” olur. Doyumsuz ve tatminsiz insan, İster istemez “mutsuz” olur.