Tanıdık, Bildik ve Basit
Tüm karmaşaya ve belirsizliğe karşın, tanıdık bildik ve kolayca uyum sağlayabildiklerimiz bizi güvende hissettirerek rahatlatır.
Tüm karmaşaya ve belirsizliğe karşın, tanıdık bildik ve kolayca uyum sağlayabildiklerimiz bizi güvende hissettirerek rahatlatır.
Unutmak, parçalar hatıraları. Bir de parçalanmış insanlar bırakır böylesi bir anı. Kimi varlığında dağılır. Kimi yokluğunda dağılır. Çözümlenemezliklerin büyük çoğunluğu, çözülmeyecek kadar dağılmış insanların yansımasından oluşur. Enerjileri karmaşa, kişilikler parçalı, karakterler çoklu, bütünlükler uyumsuz, anlaşılırlıklar belirsizdir. Anıların parçalı, tanımanın güvensiz oluşu bundandır.
Beklenmedik olması güzeldir. Beklenmedik ve planlanmamış olmasıdır ona güzellik katan.
Çık çıkabilirsen içinden. Sen gibi, ben gibi resim. Biz gibi resim. Resmedilmemiş içimiz, üstelik bildiklerimizin gerisinden bulunmazdan ve bilinmezden gelen. Keşfedilmeyi bekleyen kendimiz. Her şeyin cevabı, açıklaması ve çözümü. Kaybolmuş lisanımız, vazgeçtiğimiz biz. İçimizdeki matematik, geometri, mantık, kimya ve fizik… Bunların üstüne giydirilmiş bir bedende yaşayan alelade ve gündelik kendimiz. İşimiz varlığımızı azımsamak, kimliğimizi fazlasıyla…
Karmaşanın panzehiri, sadelik. Telaşın ki, sakinlik. Yorgunluğun da dinlenmek. Doğaya hayvanlara dönmek, sakin saatler günler geçirmek boşa geçen zaman değildir. Tam tersine, hayatımızın diğer kısmını sağlıklı sürdürebilmemiz için mecbur olduğumuz diğer yarımızdır. Yarısında eksik olup diğer yarısıyla tastamam işler başarmak ya eksikli ya da yüksek bedelleri ile gerçekleşir.
Yaşam bir enerjidir… İnsanın bedeninde, ruhunda ve kimliğinde biriktirebildiği – üretip çoğaltabildiği. Başkalarına aktarıp, başkalarından edinebildiği bir enerjidir aynı zamanda. Yetenekler, potansiyeller ve enerjiler iyi ya da kötü değildir. Bunların sahibi olan ve kullanan insan, iyi ya da kötüdür. Yükselmiş veya yükseltilmiş enerjilerin gerisinde duran benliklerin renginin ne olduğudur önemli olan. Rengi iyilik midir, yoksa…
Garip hisseder kimi zamanlar insan kendini. Ne olduğunu, neden olduğunu bilemez de … Çelişkili ve bir o kadar da gariptir. Açıklamaya, gerekçeye ve farklı olmaya bile tenezzül etmez ya. Gariptir işte, garip.
Bir deli saçması bunalım işte. Bulutlanmış yine kafam. Dokunsalar parlayacağım. Belki de parlamayacağım, hatta sallamayacağım bile. Bilemiyorum. Sallamıyorum, sallayamıyorum. Sabah böyle uyandım. Gün böyle. Gece de farklı olmayacak sanırım. Deli saçması bunaldım. Aklımı bir yerde bıraktım. Bıraktım da işte, bulamıyorum onu nerede bıraktım. **** Bunaldığımızda, kafamız fazladan karıştığında, darmadağın oluverdiğimizde… Ana işlemcimiz, yani düşünme yorumlama…
Duygu ve davranışların birer sahibi vardır. Bir de, en az bir kişi olarak buna karşılık veren ya da bunu besleyeni bulunur. Kıskançlık , kıskanılan-kıskandıran. Öfke, öfkelendiren – hedef olan. Değersizlik, değersiz hissettiren – karşılamaya çalışan. Bağımlı, bağımlılık yaratan – bundan faydalanan. Olay tıpkı; Birisi gördü, Birisi yakaladı, Birisi pişirdi, Birisi yedi, Bir başkası da hani…
Çünkü değişimin en büyük düşmanı yine insanın kendisidir. İnsan kendisiyle kesin ve keskin bir şekilde savaşamaz. Sürekli olarak kendi içerinde çatışma halinde bulunamaz. Bu varlık sebebi ile uyumsuz bir tavır olur. Böylesi bir zorlamada, Değişime ihtiyacı olan kendisi ve değişime direnç gösteren kendisi aynı bedende yaşıyor ve kendi sahip oldukları için savaşmaya devam ediyordur. Öncesinde…