Gönlüm Gezgin
Gönlüm gezgin. Kaşif, seyyah ve uçarı. Gönlüm meraklı, heyecanlı ve canlı. Gezgin gönlüm insana gezmez lakin. Onun bir tek muradı, keşfe olan merakı.
Gönlüm gezgin. Kaşif, seyyah ve uçarı. Gönlüm meraklı, heyecanlı ve canlı. Gezgin gönlüm insana gezmez lakin. Onun bir tek muradı, keşfe olan merakı.
Her şeyin bir tüccarı var. Emeğin, Malın, Hizmetin, İnancın, Aşkın, Eğitimin, Bilginin, Mutluluğun, Hayalin bile. Ve yine herkes verdiği için almak, aldığı için vermemek istiyor. Sonucunda; Kötü tüccarlar, kötü ilişkiler, kötü değişimler, kötü insanlar … Sıkıntı ticaret mi yoksa onu yorumlayan ve kullanan kişilerin niyetlerindemidir bilinmez ama ortada meselelerin olduğu kesin gibi gözüküyor.
İnsan Erozyonu İnsanın en verimli kısmını, kaymağını alıp sıyırır. Günümüzün en büyük sorunu insan erozyonudur. Bu erozyon insanların birbiri ile bir arada yaşaması sonucu birbirleri ile temaslarında yine birbirlerini yıpratmaları ile olur. Diğer bir tipide sosyal toplumsal ekonomik kültürel olarak büyük debilerle bireye yönelmiş hedeflemeler neticesinde gerçekleşir. Kim olduklarını bulmaya, en verimli yönlerinden haberdar olmaya…
Bolluk yağdı. Bereket yağdı. Şans yağdı. Kısmet yağdı. Gökten de, bir tek ona denk gelmedi zannetti. Kafama düşmedikten sonra istemem diyerek elinin tersiyle itti. Olanakları itti. Olması muhtemellerin uzağından geçti. Atması gereken adımlardan sakındı. Yapması gerekenlerin bir basamak öncesinden vazgeçti ve geri döndü. İnancı olmazdı. Beklentisi olmazdı. Yaşadığı olmaz oldu. Ver yansın etti sonra, “Olmaz…
Bir ruhu esir eden nedir? Bir ruhu esir eden, kendisidir. Her bir ruh, bu güne ya da sonsuzluğa esir eder kendini. Bağlantı kurduğuna, bağlandıklarına esir olur. Nasıl olur da böylesine bağlanır? Duygularla bağlanır, Düşüncelerle bağlanır, Alışkanlıklarla bağlanır, Kimliğiyle bağlanır, Geçmişiyle bağlanır. Tüm hücrelerinden bağlanır. Kasların kemiklere bağlanması gibi bağlanır. Önce zayıftır. Sonra tüm gücüyle bağlanır.…
Rezil… Utanmadan her türlü kepazeliğin altından muzipçe fırlayan, sevimli şeylere içten gelen anlayışla, anlayışlı halimizle söylenmiş keyifli tanımlama… Ne saçma bir tanımlama oldu ama öyle sanırım. Ya rezil olmak, O da safça çocuksu hataları tekrarlanarak kendini küçük düşürmek. İki arasındaki fark ne? Biri zamanında yerinde güzel ve sevimli. Diğeri zamansız ve istemeden, rızamız ve kontrol…
Bindiği dalı kesen Nasrettin hocanın hikayesini hepimiz biliriz. Keşke bildiklerimiz ile idrak edebildiklerimiz birbirlerine çok daha yakın olabilseler. İnsanlar zanneder ki, bilmek yeterlidir. Etrafınıza bir bakın bilinen sayısız doğruyu görmezden gelmek adına, kendilerini bile düşünemeyecek hale getirmiş insanlarla doludur dünya. Herkes kendisine kanacağı yalanlar bulmuş. Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünyaya ve sanki yarın ölecekmiş gibi…
Avucundan, avucuna bir avuç tohum döküldü. “Bu ne şimdi?” dedi kadın. Adam konuştu, Kucaklar dolusu çiçek vermek istedim. Kucağım almadı. Sayısız çeşit olsun istedim. Bulamadım. Bir gün değil, her güne güzellik katsın dedim. “Solar hepsi” dediler. Ve adam dedi, Kadına söyledi… Ben dedi, benden dedi, kucaklar dolusu gelecek dedi. Sen dedi, senden dedi, geleceği benimle…
Birisinin, istenmeyen yokluğundaki mahrumiyet. Yalnız olmak değil, onunla olamamak. İrade dışı imkansızlık, Sindirilememiş eksiklik, Anlamsızlaşan bir boşluk, Değersizleşen değerler, Kimi varlığıyla, kimi de yokluğuyla anlamlı. Kaybetmeden değerini bilmek adına, şöyle bir bakmak lazım etrafa.
Kılık değiştirmiş ve insan kılığın girmişler gördüm. Hayvan postları giymiş insanlarla karşılaştım. Ot samdım, boş sandım da değilmiş. Var sandım, adam sandım da o da öyle değilmiş.