Duymuyor Beni

Türkçe biliyor, İngilizce biliyor. İtalyaca, Ruça biliyor. Senin dilinden anlamıyor. “Bana mı dedin? Ne demiştin? Duymamışım. Dinlememişim. Anlamamışım. Bana ne.” Diyor… Öyle her önüne gelenin anlamasını, dinlemesini istemiyor ki. Birinin, sadece birisinin onu duymasına ihtiyaç duyuyor. O birisi de onu duymadığında dinlemediğinde sarsılıp yara alıyor. O birisini arayıp. O birisi olduğuna inandığımıza anlatıyoruz bizde. O…

Problemler

Evhamlar, Hatalar, Sorunlar, Rahatsızlıklar, Hastalıklar… Olarak ayrılan gündelik problemlerimizi birbirinden ayıramadığımız içindir. Hepsine hastalık gözüyle bakmaya çalışırız. Hastalık olmasının güzel yanı. Bizimle alakası olmayışıdır. Bizden kaynaklanmadığı için çözümü de bizimle değildir. İşte böyle yalandan kendimizi kandırırız. Ve bizi kandırmaları için insanlar tutarız.

Kim Yaranmış ki?

Bir grup insan konuşmaktadır… Şuna bakın kızlar!.. Gözünün üstünde kaşı var. Kaşında da bir yamukluk var, gördünüz mü ? Var valla… Ben demiştim, var bunda bişeyler diye. Gel gel çocuğum gel, uzak dur ondan. ….. Birisi, Ona ve ona olanlara üzülür. Kaşını yapmaya gider. Kaş yaparken de gözünden de bişiler çıkartır beraberinde. ….. Döner gelir…

Kıymık

Eline batan kıymıkmış gibi… Ruhuna acı veren yongayı arıyor. “Çek çıkart, bitsin bu eziyet” diyor. Yaşarken yontulmuş benliğindeki bir kıymıkta, içindeki derin boşluğu açıklamak istiyor. Yetersiz kalan çözümler, onların yanlışlığından değil. Eksikliğinden, atımların kısa düşüşünden, yeterince zaman harcanmayışından, denenmeyeninden, kolayını bekleyişten, tek yönlü bakışından, tamamlayıcılarından vazgeçişten, inanmayıştan, … Hepsinden öte doğru niyetlerle yola çıkamayıştan. İşte…